• Dicle Yurdakul

Oligarşinin Tunç Yasası: Blokzincirde Merkezileşme

Alman sosyolog ve siyaset kuramcısı Robert Michels, 1911 yılında yayımlanan Siyasal Partiler adlı kitabında, demokratik bir yapıya sahip olmaları beklenen sosyal demokrat partiler ve sendikalar gibi örgütlerin dahi neden zamanla oligarşik yapılara dönüştüğünü açıklamaya çalışır. Michels’e göre “Demokrasiden söz eden aslında örgütten, örgütten söz eden ise aslında oligarşiden söz etmektedir.” Oligarşinin Tunç Yasası’na göre her örgütlenme çabası, zaman içinde bürokratikleşmenin artmasıyla ve örgütün üst düzey yöneticilerinin iktidarlarını sürekli hale getirme amacına odaklanarak tabandan kopmasıyla sonuçlanır.


İktidarda kalma arzusu, en yüksek demokratik ülkülerle kurulan örgütleri dahi zaman içinde bir lider ya da grup tarafından yönetilen oligarşik yapılara dönüştürecektir. Özel ya da kamu ayrımı gözetmeksizin her kurum, daha geniş ve daha karmaşık hale geldikçe, güç kaçınılmaz olarak küçük bir seçkinler grubunun ellerinde toplanır.

Geçtiğimiz hafta blokzincir teknolojisi ve yeni nesil teknolojilerin, kurumlarla olan ilişkilerimizde çokça muzdarip olduğumuz şeffaflık ve güven sorunlarına çözüm bulabilme potansiyelinden bahsetmiştik. Blokzincir sistemleri, merkezi yapılara ihtiyaç duymayan, herhangi bir otoritenin ve ast-üst ilişkisinin olmadığı, hiyerarşiden azade sistemler olarak kurgulanmıştır. Sisteme kaydedilen veriler değiştirilemez ve bir kişinin, grubun ya da güç odağının çıkarları doğrultusunda manipüle edilemez. Bu sistemler, doğası gereği güç blokları oluşturma ve merkezileşme eğilimlerine karşı duracaklardır.


Bu ilkelerle yola çıkan teknolojinin günümüzde evrilmekte olduğu nokta ise akıllarda soru işaretleri bırakıyor. Blokzincir teknolojisinin en yoğun olarak kullanıldığı alan olan kripto para piyasalarında rüzgar, merkezileşmeden yana esiyor. Kripto paraları üreten ve madenci olarak tanımlanan birimler, blokzincir ağı içinde dağıtılan işlem bilgilerinin doğrulanması ve blok zincirinde saklanması işlemlerini yürütürler. Tıpkı bir merkez bankasının para basması gibi, kripto paralar için de para arzı madencilik yoluyla gerçekleştirilir. Madenciler yeni işlemleri onaylar ve bunları küresel defter olan blokzincire kaydederler. Bunun sonucunda doğrulanan her işlem için belirli bir ücret alırlar.


İlk kripto para olan Bitcoin’in ortaya çıktığı yıllarda (2009) madencilik faaliyetleri yüksek işlemci gücüne ve internet bağlantısına sahip herhangi bir bilgisayar tarafından yapılabiliyordu. Bu sayede sistemin temellerini oluşturan “dağıtıklık” ilkesi gereği dünyanın farklı bölgelerinden binlerce kişi zincire veri kaydetme işlemini gerçekleştiriyor ve Bitcoin madenciliği yapabiliyordu. Ancak Bitcoin ve genel olarak kripto paralara olan talep arttıkça ve sistem daha hızlı ve güvenilir hale gelmesi amacıyla yapılan güncellemelerle daha karmaşık bir hale geldikçe, madencilik güçlü bir bilgisayarla, bireyler tarafından yapılan bir işlem olmaktan çıktı ve dev bir endüstriye dönüştü. Blokzincir teknolojisinin ilerlemesiyle birlikte madencilik, kripto para üretiminde çok yüksek miktarlarda harcanan enerjinin ucuz olduğu bölgelerde, dev sunucu çiftliklerinde uzmanlaşmış makinelerle gerçekleştirilen bir işlem halini aldı. En gelişmiş teknolojiye ve düşük enerji maliyetlerine sahip madencilik şirketleri, bireysel madencilerle işbirlikleri yaparak, onlara bireysel olarak çalışmaları durumuna kıyasla daha istikrarlı ve öngörülebilir kazançlar elde etme imkanları sunmaya başladılar.


Havuz şirketlerinin güçlenerek büyümeleri ve üretim hacminin büyük çoğunluğunu elde etmeleri ise blokzincirin temel savı olan ademi merkeziyetçi yapıyı bozarak, kümeleşme ve merkezileşmeye neden oldu. Şirketlerin neden olduğu merkezileşme, aynı zamanda dünyanın belirli bölgelerinde yoğunlaşarak ikinci bir merkezileşme katmanı daha doğurdu. Madencilik faaliyetlerinin karlılığının enerji maliyetlerine doğrudan bağlı olması nedeniyle kümelenme, enerji fiyatlarının düşük olduğu ülkelerde gerçekleşti. Bu konuda başı çeken ülke ise tahmin edebileceğimiz üzere Çin. Çin’de elektrik diğer birçok ülkeye kıyasla son derece ucuz. Sanayi bölgelerindeki elektrik ya hidroelektrik tesisleri tarafından sağlanıyor ya da devlet tarafından sübvanse ediliyor. Madencilik için de genellikle üretim fazlası ya da artık elektrik kullanılıyor. Düşük enerji maliyetleri dolayısıyla Çin, Bitcoin üretimindeki en büyük 5 havuz şirketine ev sahipliği yapıyor ve hash gücünün (Bitcoin ağının işlemci gücünün) %65’ini elinde tutuyor. Çin’i %7.2 ile ABD, %6.9 ile Rusya ve %6.1 ile Kazakistan takip ediyor.



Bitcoin örneği özelinden verdiğimiz bu örnek, blokzincir tabanlı sistemlerin de gücün merkezileşmesi sorunundan azade olmadığını gösteriyor. Öte yandan bazı uzmanlar, kripto para piyasalarının gelecekte daha merkeziyetsiz olabileceğini de savunuyorlar. Tüm dünyada azalan elektrik fiyatları dolayısıyla farklı ülkelerde de madencilik yapan kurum ve kişi sayısı artıyor ve bu artış trendinin devam etmesi bekleniyor. Ancak mevcut tabloda tartışmasız bir liderlik pozisyonuna sahip olan Çin’in de bu gücü elinde tutmak üzere farklı adımlar atması muhtemel.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör